Kamuoyunda “İnsan Hakları savunucularının göz altına alınması / tutuklanması” olarak bilinen ve 5 Temmuz tarihinden itibaren gelişen olayları farklı mecralardan hayret ve endişe ile izlemekteyiz.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği bugün 3. yılını doldurdu. Ve maalesef yine bugün, İlknur Üstün’ün tutukluluğuna yapılan itiraz mahkemece reddedildi. Feminist ilkeleri ve şiddetsiz, dayatmasız özgür bir dünya tahayyülü olan bizlerin de gönül bağı ve tanıklığı elbette İlknur Üstün üzerinedir. Hak savunuculuğuna soyunduğumuz ilk günlerden itibaren bizden hiçbir desteğini esirgemeyen, her sorumuza ve sıkıntımıza koşan, danıştığımız ve bizimle dayanışan İlknur’un üzerimizdeki emeklerine tanığız, kendisine minnettarız. Yıllardır kadın hareketi içerisinde kadın hakları için yaptığı çalışmalara, özverisine, deneyimine, sağduyu ve inceliğiyle kurduğu ağlara değer veriyoruz. Onun şiddet karşıtlığı ve barışa olan umudu da bizim için değerlidir. (Evet, her yerde bahsedilen o güzel gülümsemeye de tanığız:)

İlknur’un üzerine yapıştırılmaya çalışılan suçlamaların (ki resmi olarak bir suç ya da delil olmadığını basından okuyoruz) onun gibi biri üzerinde ne denli eğreti durduğunu, tutmayacağını ve sonunda yeniden aramızda olacağını biliyoruz. Bütün o sansasyonel ve hedef gösteren başlıklara rağmen; ‘ajan’ ve ‘terörist’ etiketleri ne hukukta ne de kamu gözünde İlknur Üstün’e ve diğer aktivistlere giydirilememiştir.

Tam da üzerinde çalıştıkları alan olan insanlara yönelik işkence ve hak ihlallerine dair çarpıcı bir örnek olabilecek bu davanın; yani İllknur’a ve diğerlerine yaşatılmakta olanların; Türkiye’nin henüz gelişmemiş, bir türlü gelişemeyen demokrasisinde, kendi çapında ve kendi perspektifiyle iyi birşeyler yapmaya çalışan tüm yurttaşlara ibret olmasını umuyoruz.

Umuyoruz ki bu dava; kişileri fütursuzca hedef gösterme, yalan ve manipülasyonla damgalama, sosyal ortamda linç etme, her okuduğuna sorgulamadan inanma, kamplaşma, düşmanlaştırma, OHAL ortamının artırdığı haksızlık ve hukuksuzluklar vesilesiyle, ne ile suçlandığı bile belli olmayan kişilere yönelik saldırılara refleks verilememesi, yalnızlaştırma ve benzeri birçok konuda siyasetçisi, hukukçusu, gazetecisi, köşe yazarı, aktivisti, vatandaşıyla her birimizin payına düşeni almasına sebep olur.

Türkiye’nin insan hakları karnesini daha da düşüren, bizleri mağdurlaştıran ve tüm ülkeyi vicdanen yoksunlaştıran bu garabetin, böyle birşeyin yeniden yaşanmaması için hepimize öğretebilecek birşeyleri olmalıdır.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
10 Ağustos 2017


Comments are closed.