CİNSEL ŞİDDET KAVRAM TARTIŞMALARI 6:
ÇEVİRİ KAVRAMLAR

12-02-2017 GASLIGHTING / RAPE CULTURE-CONSENT CULTURE / VICTIM BLAMING             

12 Şubat Pazar günü gerçekleştirdiğimiz 6. Kavram Tartışması’nda, cinsel şiddetle ilgili İngilizce’den çevirdiğimiz bazı kavramları birçok boyutuyla derinlemesine tartıştık. Bu kavramların sadece nasıl Türkçe’ye çevirileceği değil, orijinallerinin aslında nereden çıktığı, bizde neleri yansıtıyor olduğu gibi bağlamlar üzerine de fikir yürüttük. Katılımcılar açısından çok kafa açıcı olduğu geribildirimi üzerine ve hepimizin hissettiği ihtiyaca binaen; bu tartışmanın ikincisini hem yeni kavramlar ekleyerek, hem de tartıştıklarımızın fikir takibini de yaparak gerçekleştirmeye karar verdik.

Gaslighting

Gaslighting kavramı 1944 yapımı Gaslight filmiyle ortaya çıktı ve daha sonra psikolojide “gaslighting” kavramı olarak kullanılmaya başlandı. Aslında spesifik olarak o filmde mağdura yaşatılan bir psikolojik şiddet türünü tarifliyor. Bu tarife göre gaslighting kavramının karşılığı: Bilinçli ve sürekli manipülasyonla birinin gerçekliğinin değiştirilmesi ve kişinin kendi gerçekliğinden, algı ve hafızasından şüphe duyması sağlanarak kişiyi delirtme girişimi.

2015 yılında “Girl on the train” isimli kitabın Amerika’da çıkması ve iki ay içinde 1.5 milyondan fazla satılarak listebaşı kalması sonucu kavram ingilizce metinlerde yeniden hayatımıza girdi. Flört ve aile gibi yakın ilişkilenmelerde yaşanan duygusal şiddet biçimlerinin günümüzde henüz adlandırılmamış birçok türü de “gaslighting” olarak ifade edilmeye başlandı. Böylece duygusal şiddetin sadece bir biçimi olan manipülasyon ve manipülasyonun sadece bir türünü ifade eden gaslighting kavramı, şemsiye bir kavram haline dönüştü diyebiliriz. Abartarak söylersek, neredeyse her duygusal şiddet vakası bu kavramla ifade ediliyor.

Ancak duygusal şiddetin türlerinin toplum içinde ve ilişkilenmelerimizde adlandırılmadığı, sorgulanmadığı ve farkındalık yükseltilmediği gerçeği de yadsınamaz şekilde karşımıza çıkmış oldu. Gaslighting kavramı Türkçe metinlerde yer almaya başladığından itibaren birşeye maruz bırakıldığını hisseden ama ne olduğunu tanımlayamayan birçok insanın “evet ben de bunu yaşadım!” diyerek bu kavrama tutunması da oldukça anlamlıdır.

Bugün eşit olmayan hiyerarşik ilişkilenmelerde (psikolog-danışan gibi, ruhsal olarak desteğe ihtiyaç duyan ya da hafızayı etkileyen bir bağımlılık yaşayan ve ona destek olan partneri gibi), failin bilinçli bir delirtme amacı bulunmayan durumlarda ve karşılıklı algı farklılığının bilinçli veya bilinçsizce suçlu hissettirme ve kendinden şüphe etme aracı olarak kullanıldığı duygusal şiddet biçimlerinde de gaslighting ifadesinin kullanıldığını görebiliyoruz. Gaslighting için failin maddi ya da duygusal bir çıkar elde etmeyi amaçlaması da önemli bir ölçüttür.

Sonuçta bir duygusal şiddet deneyiminin gaslighting olması için sabit olması gereken şey, failin uyguladığı yöntemden ziyade –çünkü farklılaşabiliyor- maruz bırakılanın yaşadığı üzerinden “sürekli kendi gerçekliğinden, algı ve hafızasından şüpheye düşürülmesi” denilebilir. Ancak suçlu hissettirilme ve ilişkideki bir sorunu dile getirmek isterken kendini özür dilerken bulma gibi durumlar da, bilinçli-planlı/bilinçsiz-farkında olmadan yapıldığına bakılmadan gaslighting örneği olarak nitelendiriliyor.

Kavramın pratikteki kapsamı geniş olduğundan Türkçe’de direkt karşılayacak bir terim henüz yok ve kelimenin orjinali kullanılıyor. İleride farklı duygusal şiddet biçimlerine yönelik yeni terimlerin de ortaya çıkabileceğini düşünüyoruz. Yanısıra, birçok durumun “gaslighting” olarak adlandırılması kavramın içinin boşaltılması riskini taşıyor ve kötü amaçlı kullanılmasına da yol açabilir.

Tecavüz Kültürü / Rape Culture

İngilizce’de aktif olarak kullanılan çeviri bir kavram. Ancak Türkçe’de yerelleştiği söylenemez, daha çok çevirildiği gibi kalmış. “Kültür” kavramına İngilizce’de nötr –tarafsız-, Türkçe’de ise daha çok olumlu ve aidiyete yönelik anlamlar yüklendiğinden, tecavüz kelimesiyle birlikte kullanılması farklı noktalardan ve farklı gerekçelerle sorunsallaştırılıyor. Kavramın tecavüzü meşru kıldığı, normalleştirdiği gerekçesi bunlardan biri, anlam olarak bunun kültür olamayacağının söylenmesi de bir başka gerekçe diyebiliriz.

Emek, tecavüz kültürünü şöyle tanımladı; “Cinsiyetçi, heteronormatif/ heteroseksist söylemlerin baskın olduğu kültürlerde, tecavüzün normalleştirilmesi ya da doğallaştırılması,(erkektir yapar, kadın kuyruk sallamıştır vb) kadının güvenilmez olduğuna olan inanç (kadının sözüne güven olmaz, kadın yalancıdır, aldatır vb.), erkeğin doğal suçsuzluğuna olan inanç (erkeklerin hormonlarının, beyinlerinin, cinsel dürtülerinin kontrol edilemez olduğu iddiası) şeklinde toplum algısında son derece derine işlemiş, sinsi bir örgütlenme hali. O kadar ki, ‘kadın tecavüze uğrar’ ifadesi değiştirilemez bir söylem gibi geliyor insana. Yani tecavüz doğanın kanunuymuş, bilimsel bir gerçekmiş gibi algılanıyor. Ataerkinin tarihsel, kültürel bir ürünü olarak görülmüyor.”

Bir taraftan kelimenin kökeni itibariyle; toplum içerisinde çocukluğumuzdan itibaren yetişen, büyütülen ve üretilen, üzerinde uzlaşılmış bazı örneklere baktığımızda, karşımızda koskoca bir tecavüz kültürü görebiliriz. (İlkokul kitabında evlendirilmiş bir küçük çocuğun “çocuk gelin” terimi kullanılarak resmedildiği ve olumlandığı, çocukların okutulmak yerine evlendirildiği ve çocuk doğurtuldukları bir kültürün içindeyiz. Hayatımızın içinde gerçekleşen ve tecavüzü içeren birçok davranışı-uygulamayı-kararı-sosyal/sanatsal üretimi yadırgamıyoruz, tuhafımıza gitmiyor ve hemen arayıp şikayet etmiyoruz. Birine dokunurken onay almaya ve bedensel sınırlara yabancıyız. Rıza kavramı sadece hukukta geçiyor.) Tecavüz kültürü ifadesini, bunu eleştiren bir yerden de kullanıyoruz. Bireysel olarak birşeyi sahiplenip sahiplenmemek değil, toplumda duyulmayan o genel rahatsızlık üzerinden kodluyoruz.

Ancak kavramın güçlendirici olup olmadığı da kültüre yüklediğimiz anlamlar üzerinden karşıt bakış açıları içeriyor. Kültürü uyulması gereken normlar olarak gördüğümüzde bu kavram güçlendirici bulunmuyor. Hatta toplumsal mutabakat gerektiren kapsayıcı yanı düşünüldüğünde ürkütücü bulunabiliyor. O kültürün içinde bulunan kişiye güçsüz hissettirebiliyor.

Buna karşılık, kültür kavramının olumlu çağrışım yapmadığı, ya da ona olumsuz anlam yükleyen kişiler için tecavüz kültürü kavram olarak güçlendirici bulunabiliyor. Birini “sen tecavüz kültürünü besliyorsun” diye eleştirdiğinde, ‘buna sebep olacak, yol açacak şeyleri besliyorsun’ demiş olmak da, kavramı kullanan kişiye güçlendirici gelebiliyor. Kültürümüzde halihazırda var olan ve mücadele ederek dönüştürmeye çalıştığımız, ‘inanç’ ve ‘değer’ olarak kodlanan algıyla örtüşmesi de, bu kavramın tam olarak yerine oturduğu şeklinde yorumlanıyor.

Tersinden baktığımızda; kavramı tecavüz kültürü olarak tanımlayarak içinde var olduğumuz kültürün dışına çıkartmış da oluyoruz. Yani tecavüz kültürünü yok edip onay kültürünü getirdiğimizde tecavüz sorunu çözülür diye birşey yok. Bunlar ataerkinin parçaları ve ataerkiyi ortadan kaldırdığımız zaman çözülecek denilebilir.

Konuyla ilgili diğer kavramları gözden geçirdiğimizde; Tecavüz; içinde bulunduğumuz kültürde ‘normalleştirilmiş’‘öğrenilmiş’ (learned), sosyal olarak aktarılan (socially transmitted), geniş çapta paylaşılan (widely shared), ama herkesin paylaşmadığı (not uniformly shared) şiddet olarak da ifade edilebilir. Yani “tecavüz kültürü” bu terimlerle de ifade edilebilir.

“Tecavüz kültürü” kavramının çevirisi için henüz Türkçe’de başka bir alternatif üretilmemiş. Ama biz tecavüz kültürünün sadece çeviri amacıyla bağlamını incelemiyoruz, çevirinin biraz ötesine geçtik. Başka alternatif terimler çıkartmak üzere daha köklü şeylerden ve politikasını yapabilmek üzerinden de tartışıyoruz. Buradan yeni kavramlar kadar, yeni metinler de çıkabilir. ‘Rape culture’ın orjinaline, nerede nasıl kullanılmaya başladığına henüz gitmedik. Muhtemeldir ki, ingilizcesi üzerinde de tartışılıyor. Bir sonraki tartışmada bunu biraz araştırarak ve hazırlanarak kavramın orjinaline de gidilebilir.

Rıza Kültürü / Consent Culture

Tartıştığımız kadarıyla rıza kültürü kavramında, kültür kavramından çok rıza kavramının algılanışı –ve de kullanılması (istismar edilmesi anlamında)- sorunlu bulunuyor. O yüzden daha çok rıza kavramıyla içiçe tartıştık. İngilizce kullanımı da Türkçe’deki gibi sorunlu. Consent kavramı, tıpkı Türkçe’deki gibi, olumlanan ve coşkulu bir arzuyu-isteği değil ‘razı olmak’, ‘razı gelmek’, ‘istemeye istemeye kabul etmek’ gibi çağrışımları da olan bir kavram ve yine Türkçe’deki gibi hukuki terim olarak da kullanılıyor. Kadına karşı tecavüzü meşrulaştırmada da kullanılabilen, kısacası manipüle edilmeye çok müsait bir kavram olduğundan sorunlu.

Türkçe’de de tecavüz ve cinsel istismar özellikle yasada rıza kavramı üzerinden meşrulaştırıldığı için rıza kültürü kavramına çok dikkatli yaklaşmak gerekiyor. (Rıza yaşının 12-13’lere çekilmeye çalışılması, davalarda çıkan rızası vardır kararları vb.)

Kavram Tartışmaları’nın 2.sinde Rıza kavramını tartışmıştık. Bir taraftan bu kavramın bu kadar hukuki bir alana kayması ve kullanırken bu kadar tereddüt etmemiz, ‘Rıza Kültürü’ denildiğinde her zaman herşeye rıza vargibi birşeyin algılanması ile mücadele etmemiz de gerekiyor. Çünkü rıza kültürü, rızanın daha çok sorgulandığı, sorulduğu bir iletişim biçimi olarak algılanıp yerleşsin istiyoruz. Nitekim rıza kavramı sorunlu bulunsa da, rıza kültürü kavramının ingilizcede kullanımı bu yönde. Rıza kavramı gerçekte çok güçlendirici ve bizim gündelik hayata yerleştirmek ve daha fazla konuşmak istediğimiz bir kavramken, cinsel şiddetin önüne geçilecek kavramın kendisiyken, onu baskın kullanımına terk edecek miyiz? Şimdiki yürütülen politikalar yüzünden rıza kelimesinin içi boşaltılmış gibi ve insanlar duyduklarında negatif algılıyorlar.

Rıza çeviride teknik olarak doğru, ancak yaşadığımız ortamda onay kavramı birçoğumuza daha uygun gelebiliyor. Çocuklar için rızası aranmaz’ı savunurken, yani o kavram –çocuklar onay veremez- olarak kapatılmışken bir yandan da yetişkin için rıza kültürünü savunamayışımız biraz da bu yüzden. Rızaya alternatif olarak Onay kavramı ve rıza kültürüne alternatif olarak da onay kültürü birçoğumuza daha iyi bir his verebiliyor.

İstek kavramı çocuk çalışmalarında rızayı pek karşılamıyor ama onay almak – onay vermek çocuk çalışmalarında yavaş yavaş kullanılmaya başlandı.

Yine rızaya alternatif olarak ve yetişkinler için ‘olumlanan onay’  ‘olumlayarak istemek’ (Enthusiastic Concent) gibi kavramların kullanımı da politik olarak daha uygun görülebiliyor. Çünkü sürecin her anında olumlamayı içeriyor, ayrıca ‘istemek’ arzuyu da içeren bir kavram, ancak bu ifadeningündelik kullanımda yerleşmesi zor, kullanımı pratik değil. Hatta “hayır hayırdır” kavramı yerine “evet”in kullanımının özendirilmesi de bazı feministler için çok önemli. Rıza üzerinden pratikte hayatta kalana dönük olan “Hayır dedin mi? Ama sen hayır dememişsin” yerine, fiili işleyene dönük olan “eveti duydun mu?”, “evet dediğini nereden anladın?” sorusunu sorarak kadının beyanı esastır ilkesine de bağlayan bir durumu var bu yaklaşımın. Kültürümüzde kadının evet demesi ve arzularını göstermesi de telkin edilmediği ve engellendiğinden, hayır’ın kabul edilmemesi de biraz buradan besleniyor.

Ancak yine pratiğe döndüğümüzde kadına sözünü söyletmeyen, sessiz de kalsa, evet de dese, hayır da dese oradaki erkeğin dediğinin gerçek olduğu bir kültür içerisinde olduğumuzdan, kadınlar için hala “hayır diyebilmek” çok önemli.

Rıza kavramının ingilizcede de çok fazla tartışılması ve başına ‘enthusiastic’ (coşkulu, hevesli, istekli) eklenerek bu kavramın olumlu algılanmasını sağlayacak bir çaba göstermeyi gerektirmesi de bizi bu kavramdan soğutarak daha uygun alternatiflerini tercih etmemizi sağlayabiliyor.

Sonuçta içini dolduran ve tartışan bir yerden rıza kültürünü de onay kültürünü de kullanabiliriz. Yaygınlaştırmaya çalışabiliriz.  Ancak rıza kültürüne olumlu anlamlar atfederken diğer tarafta tecavüz kültürünün kullanılması da negatif bulunan bir bakış açısı.

Victim Blaming / Mağdur Suçlayıcılık

İngilizce’de kullanılan victim blaming kavramını, özellikle cinsel şiddetin konuşulduğu-yorumlandığı tüm ortamlarda ve medyanın ürettiği haber içeriklerini eleştirirken kullanmaya çok ihtiyaç duyuyoruz. Basitçe baktığımızda ‘mağduru suçlama’, ‘mağduru kabahatlendirme’ diye çevirebileceğimiz bu kavram aslında çok daha ötesini, ataerkil kültürle içimize işlemiş ve toplumun geneline sirayet etmiş bir yaklaşımı yansıtıyor.

Victim-blaming eleştirel bir kavram. Ortada yanlış birşey olduğunun altını çizen, fiili tartıştıran ve özellikle de parmağı mağdurdan çekip fiili işleyene doğru çeviren bir kavram. Yani “mağdur suçlu değil, sen onu suçlu kılmaya çalışıyorsun” mesajını içeriyor. Özellikle cinsel şiddete maruz bırakılan kişilerin yaşadığı şeyi çok güzel özetleyen bir kavram.

Anlam olarak mağdur-suçlayıcılık; Yaşanılan bir mağduriyette çeşitli gerekçelerle kabahatin o mağduriyeti yaşayan kişiye yapıştırılması girişimidir. Cinsel şiddet durumlarında, mağdur olan kişide kusur ya da kabahat bulmaya çalışılarak mağduriyetin kendisinin o kusur üzerinden ortaya çıktığı mesajı verilir. Fail ve işlediği fiil de bu şekilde görünmez olur ve aklanır.

Mağdur suçlayıcılar “hiçkimse cinsel şiddeti hak etmez” yerine “bazı insanlar cinsel şiddeti hak eder” düşüncesinden beslenir. Çoğu zaman açıktan suçlamada bulunmaz, örtük olarak mağdurun şiddeti hak ettiğini telkin ederler. Ancak “şunu yapan tacizi hak eder”, “bunu giyen tecavüzü hak eder” gibi açıktan mağdur suçlayıcılar da bulunmaktadır. Mağdurun cinsel şiddeti hak etmediğini ispata çalışan çeşitli ahlaki-toplumsal gerekçeler sunulması da aynı yaklaşımı (bazıları cinsel şiddeti hak eder)beslediği için mağdur suçlayıcılıktır.

Mağdur suçlayıcıların cinsel şiddetten hayatta kalan kişilerde bulmaya çalıştıkları kusurlar çeşitlilik gösterebilir. Mağdur suçlayıcılık çok bilinçli yapıldığı gibi, farkına varılmadan ve kültürel alışkanlıklarla da yapılabilir. Mağdur suçlayıcılık direk mağdurun kendisine yapılabildiği gibi; sosyal medyada, basın yoluyla veya kamusal alanlarda mağdurlar genelleştirilerek veya spesifik kişiler hedef alınarak da yapılabilir.

Mağdur suçlayıcılığın bedelini toplumumuz ağır şekilde ödemektedir. Türkiye’de kadın ya da erkek hiçkimsenin kendinden utandırılmadan ve açıktan “ben cinsel şiddete maruz bırakıldım” diyememesinin, yaşadığı şiddeti gizlemek zorunda kalmasının birinci sebebi mağdur suçlayıcılıktır. Daha sonra adalete olan güvensizlik ve verilen hizmetlerin eksikliği gibi sebepler gelmektedir. Cinsel şiddetin sürekli mağdur olan kişi üzerinden konuşulmasına sebep olduğu için; failler yok sayılarak toplumda cinsel şiddetin sebebi belirsiz ve çözümü olmayan bir gerçeklik olarak algılanması sonucunu da doğurmaktadır.

Rızanın sorgulanması ve farkındalığında olduğu gibi; mağdur suçlayıcı yaklaşımın varlığı da sorgulanmalı ve üzerine farkındalık geliştirilmelidir. Bir cinsel şiddet vakası üzerine konuşan herkesin kendinde ve karşısındaki insanın yaklaşımında mağdur suçlayıcılık olup olmadığına dikkat geliştirmesi daha adil ve şiddetsiz bir topluma ulaşmada çok değerlidir. Cinsel şiddet adına üretilen herşeyin mağdur suçlayıcı yaklaşımdan arındırılması, hayatta kalanların yeni mağduriyetler ve ikincil travmalar yaşamaması ve toplumsal mitlerin yıkılması için mücadele etmek demektir.


“Çeviri Kavramlar” tartışmamızdan kavramlar sözlüğüne eklediğimiz kavramlar:

 

 

 

 

 

 

 

 

Comments are closed.